1873 Aralık ayında İstanbul-Fatih’te dünyaya geldi. Babası, Arnavutluk’un İpek kazasından, Fatih Medresesi müderrisi Temiz Tahir Efendi; annesi ise, Tokat’a yerleşmiş Buharalı bir aileye mensup Emine Şerife Hanım’dır. İlköğrenime Emir Buhari mahalle mektebinde başladı. Burada iki yıl okuduktan sonra 1879’da Fatih ibtidaisine girdi. Bir taraftan da babasından özel dersler aldı. 1885’te Fatih Merkez Rüşdiyesi’ni bitirdi. Mülkiyenin idadi kısmına üç yıl devam ettiyse de, babasının ölümü üzerine hayata bir an önce atılabilmek için Mülkiye Baytar Mektebi’ne girerek 1893’te birincilikle mezun oldu. Ziraat Nezareti’nde umum müfettiş muavinliğiyle memurluğa başladı. İstanbul, Edirne, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinde görev yaptı. Bu sıralarda, sekiz-on yaşlarında başladığı hafızlığını tamamladı. Bir yandan da Halkalı Ziraat ve Çiftlik Makinist Mektepleri’nde hocalık yaptı. II. Meşrutiyetin ilânından sonra Ebulûlâ Mardin ve Eşref Edib’le birlikte, şiir ve makalelerini yayımladığı Sırat-ı Müstakim dergisini çıkarmaya başladı. Aynı yıl, İstanbul darulfünun edebiyat şubesi Osmanlı Edebiyatı müderrisliğine getirildi. Bir taraftan da, üyesi bulunduğu, İttihat ve Terakki’nin Heyet-i İlmiye’si adına cemiyetin Şehzadebaşı klübünde Arap Edebiyatı ve Tercüme Usulü dersleri verdi. Baytar Mekteb-i Âlîsi Mezunları Cemiyeti başkanlığında ve Daru’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi Türkçe-edebiyat muallimliğinde bulundu. Balkan Savaşı yıllarında kurulan (ileride Kurtuluş Savaşı’nın teşkilatlanmasında önemli bir rol oynayacak olan) Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nde heyet-i tenviriye umumi katibi olarak görev aldı. Savaş sonrasında halkı canlı tutmak ve ümitsizliğe düşmekten korumak amacıyla İstanbul’un büyük camiilerinde (metinlerini dergisinde yayımladığı) vaazlar verdi. 1913 sonlarında İttihat ve Terakki merkez-i umumi üyesi oldu. Sebilürreşad adını alan dergisi de zaman zaman hükümet tarafından kapatıldı.1914 yılı başlarında Abbas Halim Paşa’nın desteğiyle Mısır ve Medine’de iki aylık bir seyahat yaptı. Aynı yılın sonlarında Teşkilat-ı Mahsusa adına çalışmalarda bulunmak üzere Berlin’e gitti. Batı’yı yakından tanımasına fırsat veren bu vazifede, İngiltere ve Rusya adına savaşırken esir düşmüş müslüman askerlere bağımsızlarını kazanma yolunda faaliyet göstermelerine yönelik telkinlerde bulundu. Mayıs-Ekim 1915 ayları arasında, yine Teşkilat-ı Mahsusa’nın görevlendirmesiyle, kabilelerin Şerif Hüseyin’e karşı Osmanlı’nın yanında yer almalarını sağlamak üzere gönderilen Kuşçubaşı Eşref Bey idaresindeki heyette yer alarak, Necid bölgesinde dolaştı. 1918 Temmuz’unda, Şerif Ali Haydar’ın daveti üzerine Lübnan’a gitti ve İzmirli İsmail Hakkı Bey’le birlikte bir süre burada bulundu. Dönüşünde Daru’l-Hikmeti’l-İslamiye’nin başkatipliğine, 1920 Ocak ayında da asli üyeliğine getirildi. Yine bu sıralarda, aynı kuruluşun yayın organı olan Ceride-i İlmiye’nin idaresini üstlenmesinin yanısıra İstanbul darulfünununda Kamus-ı Arabi heyeti üyeliğini de yürüttü. Anadolu’da milli hareketin başlamasıyla, 1920 Şubat ayında Balıkesir’e giderek Zağanos Paşa Camii’nde ve çeşitli yerlerde halkı birliğe ve savaşa çağıran vaazlar verdi. Bilahare, heyet-i temsiliyenin davetine uyarak Ankara’ya geçti (24 Nisan 1920). Hacı Bayram Camii’ndeki vaazından dolayı Daru’l-Hikme’deki görevine son verildi. Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi ile, 1920 Haziran ayında Burdur’dan mebus seçildi. Cephelerde ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde milli mücadeleyi destekleyen, askere ve halka direniş ruhu veren vaazlarda bulundu. Ankara’da çıkarmaya başladığı dergisinde yayımlanan bu vaazlardan bazıları risale şeklinde bastırılarak cephelerde ve Anadolu’da dağıtıldı. 1921 Mart ayında, mükafat şartının kaldırılmasıyla kabul ettiği yarışmaya gönderdiği şiiri, istiklâl marşı olarak kabul olundu. İkinci dönemde aday gösterilmediğinden meclise giremedi. Kadim dostlarından Abbas Halim Paşa’nın daveti ile, 1923-25 arasında kışları Mısır’da geçirdi. 1925’ten itibaren sürekli bu ülkede ikamet etmeye başladı. Bu sırada, 1925’te üzerine aldığı Kur’ân-ı Kerim’i tercüme işini bitirdi ve umduğundan da güzel bulduysa da, namazların bu tercümeyle kıldırılacağı endişesiyle teslim etmedi. Bu yıllarda Mısır Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. 1933 yılı sonlarında, daha önce altı kitabını bastırmış olduğu Safahat’ın son kitabı olan Gölgeler’i neşretti. 1935’te rahatsızlanması üzerine önce bir aylığına Lübnan’a gitti, oradan (Fransız idaresindeki) Antakya’ya geçti. 17 Haziran 1936’da İstanbul’a geldi. Bir süre Nişantaşı Sağlık Yurdu’nda tedavi gördü. Yaz aylarını, Said Halim Paşa’nın Baltacı Çiftliği’nde geçirdi. Son günleri Beyoğlu’ndaki (yine aynı aileye ait) Mısır Apartmanı’nda geçen Akif, 27 Aralık 1936’da burada vefat etti. Cenazesi üniversite gençliğiyle halktan meydana gelen büyük bir kalabalıkla kaldırılan merhum, Edirnekapı Şehitliği’nde, dostu Babanzade Ahmed Naim Bey’in mezarının yanına defnedildi.

Yazarın Kitapları